Ateşin Ortakları

Yazın o bunaltıcı sıcağı evi adeta bir saunaya çevirmişti; terden sırılsıklam olmuş bedenimle serin bir duşun hayalini kuruyordum. Aynada göğüslerime, kalçalarıma bakıp kendi kendime bu vücudun tam bir baş belası olduğunu fısıldayarak banyoya doğru süzüldüm. Evde kimse yok sanıyordum ama musluğu açtığım an bir gölge belirdi: Üvey abim Uğur! O da duştan yeni çıkmıştı, belinde incecik bir havluyla karşımda adeta bir heykel gibi donup kalmıştı. Panikle havlumu göğsüme çekerken bir yandan da onun o şaşkın, faltaşı gibi açılmış haline sitcom sahnelerindeki gibi gülmeye başladım. Gözlerinde durdurulamaz bir hayranlık vardı; karşısında manken gibi durduğumu söyleyerek onunla şaka yollu cüretkarca eğlendim. O an aramızda yasak bir merakın, gizli bir çekimin kıvılcımları ilk kez ateşlendi.
Ertesi sabah mutfakta kahve içerken Uğur alışılmadık bir sessizlik içindeydi, elleri titriyordu. Dün geceki anı aklından çıkaramadığını fısıldayarak bana ciddi bir tonla, “Bir yakınlık oyunu oynayalım, sınırları biz çizeceğiz… ya da belki çizemeyeceğiz,” dedi. Üvey abimden gelen bu tehlikeli teklif karşısında kalbim bir davul gibi çalsa da içimdeki o yasak merak körüklendi ve teklifini kabul ettim.
O akşam evde yalnızdık. Loş ışıkların altında başlayan o “yakınlık oyunu” saniyeler içinde alev aldı. Aramızdaki birkaç santimlik mesafe kapandığında, tenlerimizin birbirine elektrik dalgaları yaydığını hissettim. Uğur “Bunu yapmamalıyız” diye fısıldasa da içindeki savaşı çoktan kaybetmişti; ben de ona “O zaman durdurma” dedim. İlk başta kelebek kanadı gibi narin başlayan öpücüğümüz, sanki bir baraj yıkılmış gibi vahşi bir fırtınaya dönüştü. Salonun loş ışığında kontrolümüzü tamamen kaybetmiştik. Pantolonunun altındaki o sertleşen canavarı fark ettiğimde cüretkar bir alaycılıkla zincirlerini kırmayı teklif ettim. Elimi pantolonuna kaydırıp o devasa, damarlı sertliği dışarı çıkardım; adeta bir başyapıttı. Şehvetle onu yalayıp öperken Uğur daha fazla dayanamadı ve çılgınca bir inlemeyle suratıma boşaldı.
Ama bu daha başlangıçtı. Beni aniden koltuğa yatırdı, eteğimi sıyırıp külodumu yırtarcasına parçaladı. Dudakları iç bacaklarımda, kalçalarımda alevli izler bırakarak tenimi keşfetti. Zevkten çıldırmış halde “Abicim… hadi artık…” diye inlerken dudakları ahretime ulaştı ve beni deli gibi yalamaya başladı. Çığlıklarım salonda yankılanırken o devasa aletiyle içime girdi; her itişinde göğsüm göğsüne yapışıyor, bedenim bir volkan gibi patlıyordu. Pozisyon üstüne pozisyon değiştiriyorduk; beni duvara yaslıyor, kucağına alıyor, bacaklarımı omuzlarına alarak içimde derinleşiyordu. En sonunda zevkin doruğunda ikimiz de aynı anda patladık. Bu yasak hazzı sonsuza dek taşıyacaktık; birbirimize sarılarak banyoya geçtik ve suyun altında “Bu yasak ama bu aşk gerçek” diyerek birbirimize söz verdik.
Tam duştan çıkmış havlularımıza sarınmışken kapı çaldı; gelen en yakın arkadaşım Şeymanur’du! Haftalar öncesinden bizde kalacağını planlamıştık ama zamanlama tam bir krizdi. İçimde yanan o arzunun huzursuzluğuyla, Uğur’u düşünerek kıvranmak yerine uyumayı seçtim; mutfakta gizlice kolama birkaç uyku ilacı atıp erkenden odama çekildim.
Ertesi sabah salona indiğimde Şeymanur koltukta ince bir tişörtle uyukluyordu, Uğur’un yüzünde ise garip bir ifade vardı. Şeyma uyandığında aralarındaki bakışmalardan içime bir kıskançlık dalgası ve şüphe düştü. Şeyma bahçeye çıktığında masada unuttuğu telefonunu aldım; şifresini biliyordum. Galeriye girdiğimde dün geceye ait adsız bir video gördüm ve oynat tuşuna bastım. Gözlerime inanamadım… Loş ışıkta Uğur ve Şeymanur koltukta birbirine kilitlenmiş, öpüşüyor ve sevişiyorlardı! Kalbim bir yumruk gibi sıkıştı, öfke ve ihanet duygusuyla sarsılırken arkamda Uğur belirdi ve telefonu elimden aldı.
Bana suçlulukla değil, açıklama arzusuyla yaklaştı; ben uyurken Şeyma’nın ona olan hislerini itiraf ettiğini ve bir anlık kendisini kaybettiğini söyledi. Ama beni asla bırakmayacaktı. Gözlerimin içine bakarak, “Şeyma bu ateşe kapıldı ama sen her zaman merkezde olacaksın. Bir üçlü dans düşün, sen gözde olacaksın. Kabul mü?” dedi. Uğur’u ve o devasa tutkuyu kaybetmeye dayanamazdım, bu yüzden tek bir şartla kabul ettim: “Her zaman senin birincin, kraliçen olacağım.”
Öğleden sonra Uğur’la salonda hain planımızı fısıldaştık. Bahçede havuz kenarında güneşlenen Şeymanur’un yanına yaklaştım ve “Bu bikini sana çok yakışmış” diyerek iplerini hızla çektim! Bikinisini düşürüp onu nazikçe havuza ittim. Hemen ardından Uğur şortunu “kazara” sıyırıp çırılçıplak, o devasa sertliğiyle bir tanrı gibi havuza atladı. Şeyma’ya bakıp, “Ne dersin kankim, yabancı değiliz değil mi? Bu dansa katıl,” diyerek meydan okudum.
Akşam yemeğinde şaraplarımızı yudumlarken Şeyma’nın yüzündeki o gizli bakışları tamamen bitirmek için bombayı patlattım: “Telefonundaki videoyu gördüm Şeyma, dün gece abimle ne yaptığınızı biliyorum.” Şeyma şoktan faltaşı gibi açılmış gözlerle kalakaldı. Ona bu ateşi söndürmek istemediğimi ama kuralların bana ait olduğunu, kraliçenin ben olduğumu sertçe ilan ettim. Şeyma bu güce ve kurallara yavaşça teslim oldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde üçümüz yeniden ay ışığının gümüş bir ayna gibi parlattığı havuza daldık. Kahkahalarımız geceye karışırken, artık üçümüz de ay ışığının altında o yasak, tehlikeli ve geri dönülemez yeni sırrın ritmiyle dans ediyorduk.

Yazan: Merve

Yorum yapın

kamukta